Dizi | Televizyon Dizilerinin Acı Gerçekleri


Oyunculuğun altın kuralı; sanki sırf dış görünüş algısı hemen hemen dünyanın her yerinde vardır. Tipik iş ilanlarının prezantabl gerçeği gibi. Prezantabl ne demektir peki? İş ilanlarında yer alan anlamsız bir özelliktir. Prezantabl personel kimdir? Neyin nesidir bu personel? Bir yerde şöyle bir yazıya rastladım bu konu ile ilgili:


Prezantabl olmak giyim-kuşam, oturma-kalkma adabı ve düzgün konuşma gibi özelliklerin bir arada olmasıdır.


Hemen hemen doğru bir tanım olmuş ama eksiklikleri de var kanımca. Prezantabl demek illa giyim kuşam anlamına gelmiyor. Çoğu şirketin işe alım sürecinde, orantılı yüz hatları araması; deyim yerindeyse güzellik ya da yakışıklılık araması anlamına geliyor. Kimileri gibi ben de güzelliğin göreceli bir kavram olduğuna inananlardanım. Ancak toplumda ne yazık ki fabrikadan çıkmış gibi tek tip modeller alıcı buluyor. Alıcı buluyor, evet. Ne yazık ki bu insanlar televizyon âlemi için bir ürün olarak görülüyor. Prezantabl ayrıca; hafiften dar giyim ve yine hafiften kıyafette taviz vermek anlamına geliyor. Eğer tesettürünüze önem veren bir bayansanız; başörtünüzü onların istediği şekle göre bağlamanız anlamına bile gelebiliyor. Yani kısacası dış görünüşün işverene ve müşteriye hitap etmesi anlamına geliyor. Bölgenin adetlerine göre de durum değişebiliyor tabii.

Televizyon dizilerindeki anlayış da böyle. Arz talep ilişkisi. Yaz mevsiminde yaz aşkı dizileri olmalı[!] Eh, oyuncular yetenekli olmasa da olur, neticede yaz aşkı dizisi bu. Zaten yaz mevsimi boyunca sürer, pek öyle ahım şahım oyunculuk yapmaya da gerek yok. Kameraman arkadaş da zaten en çok aşık rolündekilerin yüzlerine zoom yapma telaşına düşecek. 

Eğer bir oyuncu ömründe ilk olarak bir projede yer alacaksa, (gözlemleyebildiğim kadarıyla söylüyorum) tipi ön planda tutuluyor. Eğer fabrika düzenine göre iyi görünüşlü biriyse hemen hemen her projesinde yan rol almaktan kurtulmuş oluyor. Ama görünüşü anlayışın gerisinde kalmış, dişi ile tırnağı ile bir yerlere gelmiş olan oyuncular, onların yanında yan rolü paylaştığında genelde diziyi asıl götüren onlar oluyor. Ama seyirci bunu ya geç fark ediyor ya da önemsemiyor.

Örneğin; bir manken hep zirvelerde tutulduktan sonra ona dizi teklifi gelir. Üstelik de başrol! Halbuki belli bir tiyatro eğitimi bile almamıştır belki. Sesi bir zaman hoş bulunmaz, dublajla idare ederler. O oyuncuya da sadece ağzını kıpırdatıp konuşuyormuş gibi yapmak kalır.


İşe bir de yan roller açısından bakalım: Oyuncu, ilk projesinde figüran olmuştur. Sonraki projelerinde yeteneğini gittikçe konuşturur ve neredeyse başrolün en yakın arkadaşı konumuna kadar yükselir ya da birinci dereceden yan rol. Ama eğer görünümü iyi değilse, bu kadarla sınırlı kalır. O hep bu şekilde yan rol olarak projelerde yer alacaktır. Halbuki manken olarak medyada daha önceden çok konuşulan karizma bir tip olsaydı, nasıl olduğunu bilmeden hop diye kendini başrolde bulacaktı. Üstelik bir mimik bile yapmasına gerek kalmadan kamera karşısında boy göstermesi yeterli olacaktı.

Konuyu Türk dizilerine getirmeyeyim, aman genelleme yapayım derken, yine geldim buralara kadar. Yine de Türk dizilerinde gördüğümüz durumun bu olduğunu tekrar etmeye hacet yok Ama eminim ki bu anlayış sadece Türkiye’de değil başka ülkelerde de var. Hatta (belki de) bunun en iyi kötü örneğini Hint dizileri oluşturuyor. Dizide oyuncular değil, sırf kamera konuşuyor. Arka Sokaklar misali. Tamam, ben izlemiyorum, izleyene de karışmıyorum. Ama gerçekçi dizileri de görmek istiyoruz bazen. Aslında az da olsa güzel dizilerimiz var ama neden iki saat (reklamlarla birlikte üç saat, belki daha fazla) sürüyorlar? Reyting aşkına ne kurgular süründürülüyor, ne diziler ciddiyetsizleştiriliyor...

Bir de dizilerimizdeki klasik sahneler var. Mesela; uykudan yeni uyanmış ama suratında hâlâ makyaj olan kız tipi, her an makyajlı dolaşan ev hali[!] insanları, normal bir sahnede bile entrika rüzgarları estiren uzun uzun bakışmalar, Brezilya dizilerinden fırlamış gibi duran intikam peşindeki kadın tiplemeleri, günlük hayatta karşılaşmayacağınız dizi klişeleri vs. vs.
  
Kitaplarda ana karakterin özel, büyüleyici bir vasfı olmayabiliyor mesela. Olmak zorunda da değildir zaten. Yan karakterler ise onları peşi sıra takip ediyor. Kitaplarda sokaktan geçen bir dilenci bile ana karakter olabilir, ama çoğu Türk dizisinde durum daha farklı.

3 yorum:


  1. Merhabalar yazınızı ilgi ile okuduk arzu ederseniz yazılarınızı ilk olarak günlük 50 bin trafiği olan www.urfa.com sitemizde yayınlamak isteriz iyi günler dileriz iletişim internet@urfa.com

    YanıtlayınSil
  2. Zaten bu yüzden hiç dizi seyretmem. Çok sahte geliyor. Belgesel programlarında nispeten daha gerçekçi görünüyor insanlar.

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Katılıyorum, özellikle de aşk dizisi adı altındakiler maalesef öyle. Belgesel ben de çok severim bu arada. Fırsatım oldukça izlemeye özen gösteririm. :)

      Sil

Blogger tarafından desteklenmektedir.